Şimdi yükleniyor

Yaşar Kemal’in Ölümsüz Eseri Sahnede: “Böylesi Yaşam Yaşamaya Değer Mi?”

Haber Giriş Tarihi: 20 Mayıs 2026 17:15

Edebiyatımızın usta ismi Yaşar Kemal’in ‘Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca’ eserinden uyarlanan ‘Filler ve Karıncalar’, masalsı diliyle sahnede sert bir iktidar ve toplum eleştirisine dönüşüyor.

Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca eserinden uyarlanan “Filler ve Karıncalar”, ilk bakışta bir hayvan masalı gibi görünse de aslında oldukça sert bir düzen, iktidar ve toplum eleştirisi taşıyor. Oyunun sahne uyarlamasını ve yönetmenliğini Arzu Gamze Kılınç üstleniyor. Oyun, Cihangir Atölye Sahnesi (CAS) yapımı olarak sahneleniyor ve kolektif tiyatro anlayışını güçlü biçimde hissettiriyor. Kılınç, bu oyunla 28. Afife Tiyatro Ödülleri’nde “Yılın En Başarılı Yönetmeni” ödülüne layık görüldü.

Fotoğraf: Cansu Kızıltaş
Fotoğraf: Cansu Kızıltaş

Yaşar Kemal’in metnindeki en güçlü taraf, anlatmak istediğini doğrudan sloganlarla değil; masal dili, semboller ve insanın içine işleyen cümleler üzerinden kurabilmesi. Oyun da bu ruhu büyük ölçüde koruyor. Özellikle kitapta insanın zihnine kazınan bazı satırların sahnede yeniden duyulması, metnin etkisini kitabı okuyanlara tekrar hissettiriyor. Hatta oyunun en başarılı taraflarından biri tam olarak burada ortaya çıkıyor: kitapta hissedilen umutsuzluğu, direnci ve arayışı sahneye gerçekten taşıyabilmesi.

Oyun zamansız bir yapıya sahip

Oyunun en dikkat çekici taraflarından biri, mesajını saklama ihtiyacı duymaması. Filler açık biçimde gücü, baskıyı ve tahakkümü temsil ederken; karıncalar emeği, çoğunluğu ve görünmez bırakılmış halkı temsil ediyor. Buna rağmen oyun kuru bir propaganda hissine düşmüyor çünkü anlatısını doğrudan sloganlarla değil, masalsı estetik ve semboller üzerinden kuruyor. Seyirci bir yandan sahnede fantastik bir dünya izliyormuş hissine kapılırken, diğer yandan bugünün siyasal ve toplumsal düzenine dair oldukça tanıdık şeylerle karşılaşıyor. Bu yüzden oyun zamansız bir yapıya sahip; farklı dönemlerde farklı anlamlar üretmeye açık duruyor.

Sahneleme tarafında en güçlü unsur ise topluluk enerjisi. Oyunun dinamik yapısı neredeyse hiç düşmüyor; oyuncular hikâyeyi birlikte taşıyor. Özellikle karıncaların birlikte hareket ettiği anlarda koreografi ve beden dili ciddi bir ağırlık oluşturuyor. Tek bir karakterin kahramanlığından çok kolektif hareketin gücü ön plana çıkarılıyor. Bu tercih de oyunun temel fikriyle doğrudan örtüşüyor: bireysel kahramanlık değil, örgütlü dayanışma.

Fotoğraf: Gençer Yurttaş
Fotoğraf: Gençer Yurttaş

Minimal dekor, törensel atmosfer

Oyuncuların bir sahnede fil, başka bir sahnede karınca olması ve sürekli rol değiştirmeleri oyunun dinamizmini koruyan önemli unsurlardan biri. Tiyatronun seyirciye sunduğu temel hayal gücü alanı sayesinde izleyici bu dönüşümlere çok hızlı adapte olabiliyor. Sahne üzerindeki kalabalık oyuncu düzeni, ritmik hareketler ve zaman zaman törensel bir atmosfer yaratılması oyunun etkisini daha da büyütüyor. Dekorun minimal tutulması ise seyircinin hayal gücünü oyunun bir parçası hâline getiriyor. Böylesine büyük bir hikâyenin minimal bir dekorla anlatılabilmesi ve buna rağmen güçlü biçimde seyirciye aktarılması oyunu etkileyici kılan taraflardan biri. Minimal dekor kullanılmasına rağmen büyük bir dünya hissi kurulabiliyor; bu da anlatının sembolik yönünü daha da güçlendiriyor.

Yaşar Kemal’in dünyasında filler yalnızca fiziksel olarak güçlü canlılar değil; korkunun, baskının ve alışılmış düzenin temsilcileri gibi duruyor. Karıncalar ise görünmez bırakılmış ama aslında dünyayı ayakta tutan çoğunluğu temsil ediyor. Hikâye boyunca karıncaların yaşadığı çaresizlik yalnızca açlık ya da yoksulluk değil, umutlarını kaybetme korkusu. Bu yüzden eserin en vurucu satırlarından biri şu oluyor:

“Ekmeksiz, susuz, havasız yaşayabilirlerdi ama umutsuz yaşayamazlardı.”

Bu cümle yalnızca karıncaları anlatmıyor; insan topluluklarının en temel gerçeğini anlatıyor. Yaşar Kemal burada yaşamı biyolojik bir durumdan çok, zihinsel ve toplumsal bir direniş hâli olarak görüyor. Oyunda da bu hissin korunmuş olması, uyarlamayı güçlü yapan en önemli şeylerden biri. Çünkü sahnedeki karıncalar yalnızca hayatta kalmaya çalışmıyor; yaşamanın gerçekten bir anlamı olup olmadığını da sorguluyorlar.

Bu sorgulama özellikle şu diyalogda çok net hissediliyor:

“Böylesi yaşam yaşamaya değer mi?”

“Değer, yaşamak her şeye değer.”

Bu kısa konuşma aslında eserin bütün ruhunu taşıyor. Yaşar Kemal karanlık bir dünya kurmasına rağmen tamamen umutsuz bir anlatı yaratmıyor. Tam tersine, en ağır baskının içinde bile yaşamı savunan bir damar bırakıyor. Oyunun bunu koruyabilmiş olması önemli çünkü hikâye yalnızca ezilenlerin acısını anlatsaydı tek boyutlu bir karanlığa dönüşebilirdi. Ama burada sürekli hissedilen bir direnme isteği var.

Fotoğraf: Gençer Yurttaş
Fotoğraf: Gençer Yurttaş

Bütün karıncalar birleşince….

Eserin en güçlü taraflarından biri de kolektif bilinç fikri. Hikâye boyunca bireysel kahramanlıktan çok birlikte hareket etmenin önemi vurgulanıyor. Bunun en açık hissedildiği satırlardan biri:

“Kıssadan hisse, yeryüzünün bütün karıncaları birleşince…”

Eeserin ana fikri zaten burada yatıyor. Tek bir karınca güçsüz olabilir ama birleşen karıncalar dünyayı değiştirebilir. Oyunun toplu sahnelerinde de bu düşünce fiziksel olarak hissediliyor. Karıncaların aynı ritimde hareket ettiği anlarda seyirci gerçekten tek bir beden hâline gelmiş bir topluluğu izliyormuş gibi hissediyor.

Umudu kaybetmeyen bir anlatı

Bunun yanında Yaşar Kemal’in metninde sürekli bir arayış hâli var. Karakterler yalnızca baskıya uğramıyor; aynı zamanda ne yapmaları gerektiğini de bilmiyorlar. Bu kararsızlık hikâyeyi daha gerçek kılıyor çünkü insanlar çoğu zaman değişim istemelerine rağmen nasıl hareket edeceklerini bilemezler. Eserde tekrar eden şu cümle bu ruh hâlini çok iyi anlatıyor:

“Ne yapmalı, ne yapmalı, hep, ne yapmalı, diyorlardı. Ne yapmalı, ne yapmalı?”

Bu tekrar hissi oyunun içinde de oldukça etkili çalışıyor. Çünkü yalnızca çaresizliği değil, düşünmenin ve bir çıkış yolu aramanın sancısını da hissettiriyor. Hikâyedeki mücadele bir anda başlamıyor; karıncalar önce korkularıyla, kararsızlıklarıyla ve yalnızlıklarıyla yüzleşiyor.

Yaşar Kemal’in bir başka güçlü yanı da adalet fikrini çoğunluk üzerinden değil, haklılık üzerinden kurması. Bu yüzden şu cümle eserin politik omurgasını oluşturuyor:

“Ama bilmeliydiniz ki haklı azınlık, haksız çoğunluktan daha güçlüdür.”

Bu düşünce hikâyeyi yalnızca bir güç savaşından çıkarıp ahlaki bir yere taşıyor. Çünkü burada mesele sayı değil; bilinç, cesaret ve dayanışma hâline geliyor.

Oyunun başarısı da tam olarak burada yatıyor. Uyarlama yalnızca olay örgüsünü sahneye taşımıyor; kitabın hissettirdiği duyguyu da seyirciye aktarabiliyor. O satırları yeniden duymak insanda kitabı tekrar okuma isteği uyandırıyor. Çünkü sahnede yalnızca bir hikâye izlenmiyor; Yaşar Kemal’in kurduğu dünyanın ruhu hissediliyor. Bu yüzden “Filler ve Karıncalar” yalnızca politik bir tiyatro oyunu değil, aynı zamanda umudu kaybetmemek üzerine kurulmuş güçlü bir anlatı olarak öne çıkıyor.

Kaynak: https://www.evrensel.net/haber/5984865/filler-ve-karincalar-umudu-ve-isyani-sahneye-tasimak-boylesi-yasam-yasamaya-deger-mi

Uşak Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve İletişim 3.sınıf öğrencisi Açelya Yeke 05056377891 220611022@ogr.usak.edu.tr

Yorum gönder